10.12.2018 15:53:36
USD (Alış - Satış) : 2.91 - 2.93 EUR (Alış - Satış) : 3.27 - 3.30

Yeni İstiklal Savaşı ve Gerçekler

Gerede Belediyesi, İstiklal Marşının Kabulünün yıl dönümünde Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil'i Melih Gökçek Kültür Merkezinde Geredelilerle buluşturdu. Gerede Meslek Yüksek Okulu ile Gerede Belediyesinin ortaklaşa düzenlediği programda “Yeni İstiklal Savaşı ve Gerçekler” Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil tarafından anlatıldı.

Editör : Dörtdivan DünyasıKategori : KÜLTÜR-SANAT15 Mart  2017 Çarşamba - 00:13
Ünlü Tarihçi - Yazar Gerede'de Konferans Verdi
Gerede Belediyesi tarafından İstiklal Marşı’nın Kabülünün 96. Yıldönümü dolayısıyla düzenlenen etkinliğin konuğu ünlü tarihçi-yazar Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil oldu. AİBÜ Gerede Meslek Yüksek Okulu işbirliği ile Melih gökçek Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen programa Gerede Kaymakamı Cengiz Ünsal, Gerede Belediye Başkanı Mustafa Allar, Gerede Müftüsü Abdurrahman Şenoğul, Meslek Yüksekokul Müdürü Yrd. Doç. Dr. Bahattin Öztoprak, AK Parti İlçe Başkanı Ali Şafak, Belediye Meclis Üyeleri , İdari ve Mülki Daire Amirleri, STK Başkan ve Yöneticileri, üniversite öğrencileri ve Geredeli vatandaşlar katıldı.

Salonun hınca hınç dolduğu programın açılış konuşmasını yapan Gerede Belediye Başkanı Mustafa Allar şunları söyledi: “Teşrifleriyle bizleri onurlandıran hepinizin yakından tanıdığı Prof. Dr. Sayın Ahmet Şimşirgil Hocamıza şahsım ve sizler adına hoş geldiniz demek istiyorum. ‘Korkma’ diye başlayan marşımızı bugüne kadar korkmadan okuduk ve bugünden sonrada korkmadan okuyacağız. Korkmadığımızı 7 düvele geçmişte nasıl gösterdiysek 15 Temmuz akşamı girişilen hain darbeye karşı bu millet sizler özellikle gençler topa tüfeğe tanka karşı korkmadan dimdik durdunuz. Evet, dün akşam gördünüz Hollanda’da Sayın Bakanımız; hadsiz, saygısız ve alçak davranışlarla sınır dışı edildi. Gurbetçi kardeşlerimiz yine korkmadan orada dik duruşlarını sergilediler. 16 Nisan’da gerçekleşecek olan referandum için sizlerin vereceği ‘evet’ oyundan korkuyorlar ve bizleri korkutmaya çalışıyorlar. Biz özgür irademizle sandıkta cevabımızı korkmadan vereceğiz. Yıllarca ensemizde demokrasi dediler, basın özgürlüğü dediler, boza pişirdiler. Hepsini nasıl çiğnediklerini bizler şu anda ibretle izliyoruz. Bütün foyaları ortaya çıktı. Gençler tarihimizi iyi bilmeliyiz. Geçmişimizden korkmadan bize anlatılanlarla yetinmeden okuyarak araştırarak sorgulayarak dostlarımızı düşmanlarımızı iyi bilerek geleceğe emin adımlarla yürümeliyiz. Şu anda tek bir cephede değil bütün cephelerde siyasi, ekonomik, ticari, askeri bir savaş veriyoruz. Ülkemiz güçlendikçe bütün batılı güçler artık vekâlet savaşlarını bırakarak aleni olarak bize resmen savaş ilan ettiler. Bizler uyanık olmak zorundayız, boşa geçirecek bir dakikamız bile yok. Bu bilinçle çalışmalıyız. Sözlerimi Merhum Mehmet Akif Ersoy’un duasıyla bitiriyorum. Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.”

Açılış konuşmasının ardından sözü alan Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil ise konferansa, “Başkanlık diktatörlük demek değildir, Türk milletinin seçtiği hiç kimse diktatörlük yapamaz” sözleri ile başladı. Fetullah Gülen’in 1980 öncesinin en ateşli vaizi olduğu belirten Ahmet Şimşirgil, “Nedense herkesin eliyle konmuş gibi bulunduğu 12 Eylül ihtilalinde o bir türlü bulunamadı. Nitekim 1983’de tekrar meydanlara çıktığında artık cübbe ve sarıklı bir vaiz yoktu. Bambaşka bir F.G. vardı. Özellikle okul ve medya ile ‘ağ cemaati’ yapılanmasına geçti. Hemen her vilayette okulları, ışık evleri ve yurtları öyle hızlı gelişiyordu ki takip edebilmek neredeyse mümkün değildi. Gürcistan ve Azerbaycan’la başlayan dış geziler kısa sürede yerini hizmet alanları ile doldurmaya başlayacaktı. Büyük seferberlik başlamıştı. Yabancı ülkelerde ticari şirketler, okullar ve üniversiteler süratle birbirini kovalamaya başladı. İlk olarak Orta Asya’nın pek çok ülkesinde okullar açıldı. Okul açılmayan ülke kalmamış gibiydi. Gülen hareketi, eğitim alanında artık küresel bir oyuncu konumuna geldi. Bu okullarda yerel nüfusun en yetenekli ve zeki çocukları kendilerine yer buluyorlardı. Nasıl oluyordu bu? Her tarafta okul açılmasına imkan veren sihirli değnek kimdi? Adlarını iftiharla andıkları iki isim aslında bütün soru işaretlerini çözüyor gibiydi. İshak Alaton ve Üzeyir Garih çilingir vazifesi görmekte idiler. Bu büyük ilişkinin sırrı ne idi? Yahudi iş adamları Gülen’in okullarının bütün dünyaya yayılması için neden bu kadar gayretle hizmet veriyorlardı?” diye konuştu.
Gülen’in 90’ların sonlarına doğru, 28 Şubat’ın yaşandığı yıllarda Erbakan Hükümeti ile bir türlü anlaşamadığını belirten Şimşirgil, “Gülen hareketi Refahyol Hükümeti’nin yıkılmasında önemli rol oynadı. Bu sırada 28 Şubat darbecileri kendisine karşı mıydı o da anlaşılamadı. Şurası muhakkak ki 28 Şubat cuntası özellikle İslam karşıtlığı ile özdeşleşmişti. Bu bağlamda cuntacılar Gülen’in de üzerine yürürken beklenmeyen bir tepkiyle karşılaştılar. Bu tepki Bülent Ecevit ile Koç gurubundan gelmişti. Gülen bu hizmetinin semeresi olarak akabinde kurulan Ecevit Hükümeti zamanında, Meclise kontenjandan 7-8 Milletvekili yerleştirecektir” dedi.

PAPAYA MEKTUP

Ahmet Şimşirgil konuşmasının devamında şunları söyledi: “Gülen aynı yıllarda İslam aleminde en fazla tartışmalara sebep olacak uygulamaları da başlatacaktır. Bunların en mühimi Abant toplantılarıdır. Başta ilahiyatçılar olmak üzere önemli sayıda gazeteci bu toplantılara katılacaktır. Gülen’in ilk Abant toplantısına gönderdiği şu mesaj, her şeyi ifade etmekteydi. Burada Gülen, ‘Vahye dayalı, hayatın her alanını kuşatan İslam’ı tehlikeli ve milli birliğe zarar verici buluyorum’ diyerek 1428 yıllık İslam’ın özüne, aslına düşman olduğunu açıkça ortaya koyuyordu. Daha sonra Gülen’in Papa ile diyaloğu uzun süre gündemi meşgul edecekti. Zira Gülen’in Papa’ya yazdığı mektubu çok çarpıcıydı. Gülen, 10 Şubat 1998 tarihli Zaman gazetesinde yer alan mektubun başlarında maksadını şöyle ifade etmekteydi: ‘Pek muhterem Papa Cenapları.
Papa 6. Paul Cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan dinlerarası diyalog için Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazi yardımlarımızı sunmak için size geldik. İslam yanlış anlaşılan bir din olmuştur ve bunda en çok suçlanacak olan Müslümanlardır…’
Gülen açık bir biçimde o güne kadar yaşananlardan Müslümanların sorumlu olduğunu ve kendisinin de papalık konseyinin bir parçası olduğunu dünyaya ilan ediyordu. Yani bu ifadeler diyalog denilen olayın aslında İslam’ı yok etme girişiminin projesi olduğunun dünyaya haykırışı idi. Fakat Müslümanların artık gözleri bunları görecek durumda değildi.”
“SIZMA FAALİYETLERİNİ BAŞARIYLA YÜRÜTTÜLER”
“Yine şundan adım gibi eminim ki sayın Recep Tayyip Erdoğan F.G’yi o gün mimlemişti. Ancak kime güvenecekti? Kim kendinden, kim ondan yana bilmek anlamak mümkün müydü? Bunun için zamana ihtiyaç vardı. 28 Şubatçı kadrolar ile Gülen’in kadrolarını aynı elin oynattığını anlamak elbette kolay değildi. Bu sebeple sayın Erdoğan’da Fatih Sultan Mehmet gibi; “Yapacaklarımı sakalımdaki kıllardan biri bilse koparıp atarım” anlayışının hakim olduğunu düşünmekteyim.
16 Nisan 2005 yılında 2.5 milyon basılan Ailem gazetesinde F.G’ye ait çok çarpıcı ifadeler yer aldı. Burada iman esasları üçe düşürülürken bir taraftan da imanda şek ve şüphe olmaz kaidesi yıkılıyordu. Şöyle ki: ‘İman esasları, muhakkikîn yaklaşımı ile dört asla irca edilebilir ki, bunlar; Allah’a, âhirete, peygamberlere iman; bir de ubudiyet veya adalettir’ (Prizma, 2 /162).
İnsanlar neden görmüyordu? Neden anlamıyordu? İmanın şartlarında “veya” denilebilir miydi?
Bu arada siyaseten 2007 yılından itibaren yeni darbe planlarını açığa çıkarma adı altında ortalığa toza dumana boğmuşlardı. Cambaza bak misali halkı bu korku ve endişelerle oyalarken hizmet ve önemli yerlere sızma faaliyetlerini başarıyla yürüttüler.

Yıl 2011. Faaliyet müddeti 30 yıl. Artık gücün zirvesine geldiklerinin bilincindeydiler. Son kaleleri de alacak ve nihai darbeyi indireceklerdi. Muhtemelen Recep Tayyip Erdoğan da bunun farkındaydı. Yeni seçim dönemim ustalık dönemim olacak diyordu.
2011 yılı Paralel örgütün Başbakan ile tamamen yollarını ayıracağı çok önemli bir olaya şahitlik edecekti. Ancak hadise bambaşka bir mecradaydı. Futbolda şike davası. Konu Fenerbahçe olunca yer yerinden oynamıştı. Türkiye’de ilk kez bir büyük kumpas sergileniyordu. Ortalık toz duman oldu. Bir taşla birkaç kuş vurulacaktı. Futbol fanatikliği yüzünden hiç kimse olayın gerisindeki gücü sezemedi. Ancak şike konusunda mecliste yeni bir kanun çıkarıldığında zaman gazetesinin önemli yazarları kendilerini ele verdiler. ‘Eskiden iyi bir başbakanımız vardı diyeceğiz’ ve ‘Küçük rica yüzünden büyük ricayı kırdın’ diyerek Erdoğan’la yollarının ayrıldığını açıkça deklare ettiler. Bir cemaatin şike kanunu ile bu kadar ne ilgisi olabilirdi? Çıldırmaları, ileride kullanabilecekleri bir büyük camiayı (Fenerbahçe taraftarları) ele geçirememekten mi kaynaklanıyordu? Şurası muhakkak ki artık yollar ayrılmıştı.”
“DARBECİLERİN YÜZDE SEKSENİ BİLE HABERDAR DEĞİLDİ”
“Son yirmi yıldır her vesile ile söylediğim bir cümle vardı benim. Yirmi yıl sonra bu memlekette yerden mantar biter gibi Hristiyan biterse şaşırmayınız. Bu sözümün üzerinden 16 sene geçmiş dört senesi kalmıştı. 2013 yılında Paralel Devlet Yapılanması (PDY)’na karşı böyle bir savaş açılmamış olsa muhtemelen hadise kendiliğinden gelişecek Türkiye’de sokaklar boyunlarında haçlarla dolaşan gençlerle dolacaktı. Millet ise sokaktaki Türk Hristiyanları gördükçe ve yavruları oraya kaydıkça her gün ölecekti. Son üç yıldır bu sözümü destekleyecek doneler de ortaya çıkmıştı. Nitekim artık şöyle söylüyordum: ‘Altı sene önce bunların bağlılarına, sizler ileride ev ev gezip HDP’ye oy toplayacaksınız desem beni ne yaparlardı, diye sorduğumda linç ederlerdi diyenlere buyurun işte durum son üç seneyi değerlendirin.’ Netice de bu ülke için II. Abdülhamid darbesi gibi bir darbeyi, sağduyulu bu millete en ağır hezimeti yaşatmayı ve bir anlamda ülkeyi işgal ettirmeyi planladılar. Bu ülke için düşünülen plandan belki darbecilerin yüzde sekseni bile haberdar değildi. Onlar samimi bir ihtilal yaptıklarını zannediyorlardı. Aynen II. Abdülhamid Han gittikten sonra başını taşa vuranlar ve dövünenler gibi olacaklardı.”

“15 MİLYON İNSANI ÖLDÜRECEKLERDİ”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendi ifadesiyle kılpayı kurtulduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, “Cenabı Hak Erdoğan’a, milleti meydanlara davet etme imkanını verdi. Millet, hizmet diyenlerin 36 yıldır kulluğu kime yaptıklarını, bunlara verdiği paraların kendi göğsüne kurşun olarak geri döndüğünü, İslam’a, bayrağa, ezana, vatana, millete ihaneti en acı bir biçimde yaşadı. Meclis binası dahil devletinin kalbi konumundaki müesseselerin bombaladığını dehşet dolu gözlerle izledi. Gölbaşı’nda Özel Harekat Daire Başkanlığındaki kahraman vatan evlatlarına acımasızca bomba yağdırıldığına yaşlı gözlerle inanamadan şahitlik etti. Gözyaşları kana döndü. Bütün bunlar, yıllardır dost bildikleri hain adamlar tarafından gerçekleştiriliyordu. 15 Temmuz başarılı olsaydı Türkiye’yi dörde beşe bölecekler doğu ve güneydoğuda pkk-pyd devleti kuracaklardı. İstanbul’un Vatikan gibi özel statüsü olacaktı. Bize de Konya ve etrafından 1-2 milyon nüfusluk bir devlet bırakacaklardı. İç Anadolu ve Karadeniz Havalisinden siz deyin 5 ben diyeyim 15 milyon insanı öldüreceklerdi. Ama Allah fırsat vermedi bu hainlere. Necip milletimiz de, bu ihanete kayıtsız kalmadı. Liderinin daveti üzerine sadece bayrağını kaparak dilinde Allah nidaları ile meydanlara sokaklara döküldü. Göğsünü topa, tanka, kurşuna siper ederek bir anlamda 36 yılın diyetini ödedi. Gençlerimize tarih şuurunu ve model tarihi şahsiyetlerini de en doğru bir şekilde öğretmek devletimizin vazifesi olmalıdır.Cenabı Hak ülkemizi ve milletimizi bir büyük, belki tarihin en büyük fitne ve belasından ve peşinden gelecek yabancı tasallutundan, işgalinden muhafaza eyledi. Millete de ders çıkarmayı, ibret almayı, birlik ve beraberliğini muhafaza etmeyi nasip eylesin” diye konuştu.

Konuşması sık sık alkışlarla kesilen Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil programın sonunda kendisini misafir eden ve salonu dolduran Geredelilere teşekkür etti. Gerede Belediye Başkanı Mustafa Allar, Şimşirgil’e Gerede’nin sembolü kemer-cüzdan seti takdim etti. Salon dışında kurulan stantta okurları için kitaplarını imzalayan Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil, sevenleriyle hatıra fotoğrafı çektirdi. (Haber: BMA)



 

Yorum Yaz

İsim Mail
 
Bu habere yazılan yorumlar

YAZARLAR

Tamamı